15 Aralık 2011 Perşembe

yazma diyeydin...

başlangıçta sayın stardust'tan şu müzik şeysini kaldırmasını istiyorum ay her seferinde durdurmaktan bıktım, tamam iyi güzel bişe ama ben yeni bi öneri getiricem bence herkes yazısıyla birlikte bi şarkı paylaşsın. tabi sen kurduğun bloğa hiç girmediğin için bunu ne zaman görürsün de düzeltirsin bilemem. erkeklerin bu hallerine sinir oluyorum. şu "çok yoğunum, hiçbişeyi kenarıma(k.çıma) takamam" durumları beni illet ediyo harbi. ne kenarmış(k.çmış) arkadaş bi halt takılı kalmıyo mübarek, alışmadık kenarda(bunu biliyonuz) don durmazmış misali. yaa bu kenar olmadı dur ben yanına azcık açık yazayım :) velhasıl, grup açarsınız ilgilenmezsiniz, sonuçta gene biz orda kendimiz takılacaksak bizim grubumuz da vardı hani :) neyse kızarlar şimdi, çıkarlar gruptan, canlarım :) bak yeminle böyle destan yazma isteğiyle giriyorum şuraya, ama yarıda tıkanıyorum arkadaş. birşeyler alıyo götürüyo ilhamımı, çok üzülüyorum halime :( neyse bende karizma bloggır ayakları yapayım da kimsenin iplemediği günümü anlatayım ballandıra ballandıra :)
pattis tarlasında örüklü saçlarıynan çapa yapan kızların yazmalarındaki çiçeklerden böceklerden...ay bunun devamını getiremiyorum ne alaka şimdi yahuu :) size iltifat etmeye çalışıyodum ama olmadı, siz anlarsınız artık :) bugün de ne allah adına ne de kendi adıma hiç bişe yapmadığım, dünya üzerinde osuruk kadar iz bırakamadığım bir gün yaşadım. mutsuz muyum, pişman mıyım? tabi ki hayır'la of eveett arasında bi yerdeyim. ben her zaman tembel bir insan olmuşumdur, yapım gereği çok kasamıyorum kendimi, strese gelemiyorum, nalet olsun uzun yaşamanın sırlarından birine sahibim tühh :) çünkü çekirgeler, hayatta ölümden başkası yalaaannn, ne gerek var sıkıntıya ulaaann... deyip kendimi haklı çıkaracak bi nokta daha ekliyorum listeme. bu güzide özelliğimden ötürüdür ki ne ders çalışabiliyorum ne de ders çalışabiliyorum:)) bildiğin garfiyıldın hala kızı, teyzesi, kirvesi durumundayım, hatta garfiyıldın kendisiyim ulan ben. sabahtan akşama yatsam bilgisayarla nikahlansam, yemeksiz olmaz, dominostan pizza sipariş etsem, hemide bedevaaa...ohh ne alaaa:) amaa gelin görün ki yok öyle bir dünya! :( içimde hep isyan eden bi zibidi var, kendi işinin patronu olmak isteyen, emir almaktan nefret eden...bunları da tembelliğime bağladım şuan! kesin kafama göre iş yapayım, canım istedimi yatayım modunda takılmak için böyle bi zibidi var içimde, seviyorum ama seni :)neyse çok sıktım sizi ama günümü anlatmak için bundan başka yazacak şeylerim yok çünkü bomboş bir gün geçirdim. bugünün güneşli güzelim havasını bile içime çekmedim. istemedim. ha bide film izledim, dizi izledim.rutin şeyler, yeni hiç birşey yok. böyle üniversite hayatı mı olur ulaan, sebilerime, sebilerimin sebilerine ne anlatacam lan ben?? nası özendirebilirim civcivlerimi üniversiteye gitmeleri için? 'biz şöyle eğlendik, böyle gezdik, neler neler öğrendik, okul da bi harikaydı ki sorma gitsin' diyemiyecem ben sebilerime:( 'son senem var ya son senem, kabir azabı çeksem daha iyiydi, bitsin diye dua etmekten ders çalışamadım' falan diyebilirim. ya da yalan söylerim. bilinmezlerdeyim a dostlar :)
hep sizden mi bahsediciiz terki diyar eyleyen dostlar, biraz da sapıtalım yani :) önceki yazıya cevap veriyim, bi kere orda pamuk şekerim diye bişe yok, lütfen :) ayrıcaaaa bi an çok korktum gerçekten öyle bişey oldu diye ama okudukça tanıdığım kalbursaman'a hiç benzemediğini farkettim, hatta roman yazar gibi yazmışsın o yüzden de sahte olduğu belli taaam mııı :))) sen bizi kaldırıp rafa koyamazsın, tepene düşeriz bilesin :) bazen düşünüyorum sizler olmasaydınız, neler olurdu diye? hayal gücümü zorluyorum ama direkt karşıma acıların çocuğu emrah geliyo..."benim hiç dostum olmadı kiii" triplerinde. yani kısacası pek ağlak sahneler yazıp yönetiyorum ve hiç sevmiyorum bu senaryoyu. bence hüngür hüngür ağlattığı için arada terkedilen film oskarını alabilir bu filmim. aslında hayal gücüm oldukça kuvvetlidir de niyeyse bi sümüklü oluyo sizin olmadığınız sahneler..böyle ben yetim kalıyorum, hiç arkadaşım yok falan zaten soğuk bi insanım ya kimse yaklaşamıyo yanıma...böyle sümsük sümsük bitiriyorum okulu, ama birincilikle!:) tek sevincim o zaten.çünkü arkadaşım yoksa ders çalışmaktan başka yapacak hiçbir şeyim yoktur ve deli gibi çalışırım, hayal işte :) normalde de derdimi anlatmam pek, bilen bilir, ama o filmde derdimi anlatacak kimsem olmadığı için anlatamam, ve bu içimde büyür..büyür..büyür...önemsiz geçen hayatımın ilerleyen yıllarında kendimi akademik kariyerime vermişken bi kalp krizi, bi anevrizma, bi felç, bi nevroz patlak verir, şanslıysam ölürüm, yoksa yalnız yalnız hastane köşelerinde süründükten sonra bi bakımevine falan yerleşirim...gerisi mühim değil. işte böyle bişe olurdu temelde sanırım, tabi bu en en acıklı versiyonu :) ha bi de şuankinden de bomba bi hayatın(şuan ki bomba değil ama iç güveysinden hallice, çok şükür:p ) hayalini de kurabilirim, öyle de kabiliyetliyim:) hay anasını! :) gene döndük dolaştık sizin öneminize geldik, hadi yine iyisiniz :) neyse çok uzattım, sizi de sıkmayayım...kendinize iyi bakın. girin şu bloğa da iki satır bişe yazın twittırda feysde fink atacağınıza, gene dönüp dolaşıp geleceğiniz yer biziz arkadaş ne var şu twittırda, tanımadığınız millete derdinizi, sevincinizi, zırtınızı, pırtınızı anlatıyonuz? rt olunca madalya mı alıyonuz? ah şu sosyal medya, gözün çıksın emiii! :))

1 Aralık 2011 Perşembe

sevgili dostlar.. son yazıyı kimin yazdığını epey düşündüm. nickini bilmiyodum çünküm ama yazının ilerleyen safhalarında "sizsiz ev çok kötü" diyerek ele verdi kendini.. tabii üslubundan anlamam gerekirdi, kızdım kendime:) canlar ballar pamuk şekerler... sizi özlediğimi artık söylemiyorum çünkü alışılıyo beeeea. işt öyle ben de yokluğunuza alıştım. artık canımı acıtmıyo tanıdık yüzlerin olmayışı. çünkü anladım ki hayat her zaman istediklerimizi sermiyo önümüze. ben de fırsat bu fırsat dedim ve 9 senedir aynı yüzlerle monotonlaşan hayatıma renk katmaya karar verdim. yeni arkadaşlar buldum.. önceden nasıl olsa benim dostlarım var hıh yenilerine ihtiyacım yok diyen ben, değiştim.. yeni insanlarla tanışıyorum, muhabbet ediyorum ve güzel arkadaşlıklar kuruyorum. mesela dün bi kafede yalnız otururken tanıştığım bi bayanla buluştum. görseniz öyle tatlı öyle içten ki.. o da yalnızmış burda, onun da arkadaşları uzakta kalmış. öğretmenlik yapıyomuş. beni çalıştığı okuldaki öğretmen arkadaşlarıyla tanıştırdı ve böylece pek çok yeni insan girdi hayatıma. biliyo musunuz o insanlar da bu şehirde yalnız olmaktan yakınıyomuş. böylece aynı kaderi paylaştığım pek çok insanın olduğunu gördüm ve mutlu oldum.. bütün kızlar gıcık değilmiş mesela. gayet cana yakın dost tipler. berabercene kahve içtik saatlerce sohbet ettik. onları yıllardır tanıyo gibiyim. anladım ki sizsiz de hayat çekilebiliyomuş:) bugün de annecimin arkadaşının kızıyla buluştuk. yeni tanışmştık halbuki ama hemencecik kanımız kaynadı birbirimize. ve bana şal hediye etti:):) ben de ona fal baktım:) hafta sonu da görüpşmek üzere ayrıldık. eve geldiğimden beri kaç tane mesaj geldi nerdesin njeler yapıyosun diye.. inanır mısınız gruba da giremiyorum bu yoğunluktan. yaa o kıza benim de hediye almam gerekir sanırım. ama jipine benzin doldurcam, ona karar verdim:) kendimi yüksek sosyeteye girmiş gibi hissediyorum yaa çok keyifli. yarın gece canlı müziğe çağırıyo beni başka arkadaşlar.. ama yarın biraz yalnız kalıp kendime zaman ayırmak istiyorum çünkü son zamanlarda bunu pek yapamıyorum.. sizinle unutulmaz anılar yaşadık, dostluklar kurduk.. inşallah benim gibi siz de yeni dostlar bulursunuz da bulduğumuz yeni dostlarla koskacaman bi aile oluruuuuzz.. sizleri seviyorum.. mucak:):)

ahhh ahhhh..... yeriniz böyle kolay dolar mı len manyaklar:) oturuyom işte mal gibi yalnız yalnız:(:(:(

bu yazının bi başlığı yooookkk :)

kendimi dünyanın en karizmatik işini yapan, eve geldiğinde saçlarını çözüp elinde bir kadeh en kaliteli içkisiyle koccaman penceresinden cafcaflı bol ışıklı new york manzarası izliyen ve kıçı kırık erkek arkadaşının onu aldatmasından başka derdi olmayan biri gibi hissettiren bir şarkı dinliyorum :)) kısa süreli olsa da böyle hissetmek güzel...buraların unutulduğundan yakınan dostlar var görüldüğü gibi üstüme alınmıyorum, epeydir aklımdaydı yazmak ama istatistiklere bakarsak bi sen okuyacaksın kalbur saman... olsun sana seslenmek dünyanın en güzel eylemii :) aslında kendimizi tüketim çılgınlığına kaptırmasak burası çok daha güzel olurdu ama tt- fb gibi çerezlerle uğraşarak söylenecek uzuuun cümlelerimizi yutuyoruz ve herşeyi çabuk çabuk yaşıyoruz...aksi olsaydı, herkes burada birşeyler yazsaydı ne güzel olurdu değil mi ama ? ama yoookk illee panpişler cicişler takip edilecek, durumlar güncellenecek :) oyy oyyy!
sevgili dostlaar! ne olacak halimiz diye sormak istiyorum ve içimi rahatlatacak bir cevap duymak..ama nirdeee:( sizi özlüyorum ve bundan sonra hep böyle olacak biliyorum, ömrüm sizi özlemekle geçecek, pislikler :) sonra şu kpss var. çalışmak istemiyorum, çalışanları ve onların küçümseyen bakışlarını görmek istemiyorum, gözün çıksın emi! :) sizsiz ev çok sıkıcı canlar, ne dedikodu var ne eğlence boka baktık, ölüyorum :( yemin ederim bitsin bu sene başka bişe istemiyorum yaa.. dicem ama tabiki sen beni ciddiye alma allahım, kpssde atanacak puan, güzel bir çalışma ortamı, araba, ev, sağlık, mutluluk falan filan istiyorum biliyosun :) haa mutluluğun belli aşamaları için de bi önkoşul lazım, onu da biliyosun :)
evet ısmarlama dualarımı da gönderdikten sonra iş kalıyo evreni ikna etmeye, hadi bakalıımm :p kafam bulanık, dolanık yazcaklarımı toparlayamıyorum. varlığımı hatırlattıktan sonra size veda ediyorum...sizi çok sevdiğimi söylemiş miydim? :=)

22 Kasım 2011 Salı

Anlaşılan buranın pabucu çoktan dama atıldı.. Ne oluyor bize.. size çok ihtiyaç duyuyorum bazen. Tek başına kalmak ne zormuş yahu. Telefondan gelen seslerin yetmemesi, yanında isteme, gülmek eğlenmek saçma sapan konulardan konuşmak dedikodu yapmak.. boşa vakit geçirmek şarkı söylemek... bunlar ne kıymetliymiş meğer.. sizi seviyorum bee işte napayım :((:

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Son yazıyı an itibariyle okumuş bulunuyorum.. Ve şimdiye kadar dinlemediğim o şarkıyı açtım ben de:) uzun yolllar tukenuuur gidulurse yar ilen :) şimdiki hislerimin tercümanı olacak yakın cümleler bile kuramıyorum.. sizi çok seviyorum ben.. en gerçeği, en dosdoğrusu bu..

10 Ağustos 2011 Çarşamba

WTF?? :)

yaz geldi sakinleşti buralar...biraz renk katalım bakalım. kimisi çayda, kimisi ankarada, kimisi köyde, kimisi de evde internetinin başında, benim gibi... can sıkıntısından ne yapacağımı şaşırdığım bilincimin yarı açık yarı kapalı olduğu bir ruh hali içerisindeyim dostlar, kendimi emine beder gibi mutfağa verdim, tekrar sıkıldım, şimdi buralarda antisosyal ergen ayaklarına yatıyorum, film, dizi, face, ve sonunda kendimi burda buldum :) şuan gökhan birbenden uskurt dağını dinliyorum ve bu şarkıyı size armağan ediyorum canlar, özellikle de şu kısmını 'geldi ayriluk vakti, gene deşildi yürek'. ilerde lazım olacak sanırsam :( amaaannn duygusallaşmak istemiyorum yaa :( bir kaç ay önce ladybug'a bu ayrılığın pozitif taraflarını göstermeye çalışıyodum, umutsuz ve komiktim, ama o zamanlar bende işe yaradı. ancak şimdi ne zaman düşünsem tek bir tane bile olumlu yanını göremiyorum, nerde sinir bozucu ayrıntı varsa çörekleniyo yüreğime, bok vardı mezun oldunuz! yüksek lisans yapsanız ? bütün planlar sizinle mümkünmüş gibi, şafak vakti sizsiz izlenmez , konserler de öyle, cem adrian filizsiz çekilmez, mutfakta sabaha kadar dedikodu yapılmaz, yaparız da nereye kadar, ömerlerle bizim sınıfın çirkeflerini mi çekiştirecez :) ay sizsiz bi halt yapamayız işte, yaparız da tadı olmaz. pöff! duygusallaşmak istemiyorum diyenden korkacan arkadaşım, beni de bu hale soktunuz ya helal olsun :)) neyse dostlar gökhan birben paraladı beni ya, bugünlük bu doz size yeter zaten ne zaman okursunuz allah bilir, sizi çoookkk seviyoruumm, iyi ki varsınız :)) XOXO :)))

13 Haziran 2011 Pazartesi

polyanna'yı getirin bana :)

Çok sevgili günlük dostları…Tam ilham perilerimin beynime üşüştüğü anda günlüğümüz kapatılınca bu blogda bir iz bırakamadan göçüp gidecem diye çok korktuydum…bana yeni ilham perilerine mal olan ilk yazımı, çalışmam gereken zorlu bir büt öncesi yazma ihtiyacı duydum, acep nedendir ? :) şahsen vicdanımın sızlayan yaralarına pansuman yapmak amacıyla notlarımı yanımda bulunduruyorum. Tabi bazılarının vicdanında herhangi bir hasar oluşmadığı için pansumana da ihtiyaç duymuyorlar, heyursuz evlatlar siziii :)

Neyse, saçma sapan da olsa bişeyler yazmam lazım şu nalet bloğa" Lanet blog mu?". O yüzden başlıyorum,kemerlerinizi takınız lütfen:) her son bir başlangıçtır dostlarım, bunu bizden iyi kimse bilemez sanırım. Lisenin sonlarına yaklaşırken ki halimizi hatırlıyorum da sumukli sumukli, o neydi yahu :) hepimizi sarıp sarmalayan ayrılık korkusu, unutulmamak için sayfalar dolusu yazılan yazılar… şimdi de etrafımızı saran ayrılık bulutlarını ellerimizle savuşturuyoruz, şahsen ben öyle yapıyorum. Sayın ladybug o bulutun içinde gözyaşlarına boğulmaktan kendini alamıyor, suçu buluta atıyor. Bense kaçınılmaz sonu birazcık geciktiriyorum, her zamanki gibi…şimdiden dertlenmenin alemi yok, zamanı gelince bende bulutu suçlarım :) son günlerde keyifli bir telaşın içindeydik, mezuniyet, misafirler derken bir şeylerin bittiğinin farkına da varamadık pek. Mecazi bir bitiş bahsettiğim, yoksa sonlarla işimiz olmaz bizim. Her zaman olduğu gibi güzel başlangıçlar yapmayı, bağları güçlendirmeyi iyi biliriz. O yüzden hüznüm, telaşım, gözyaşım azalıyor, biliyorum ki hiçbir şey bitmiyor. Ama bu bilinç durumu, yaklaşan vedaların yüzümüze tokat gibi çarpmasını da engellemiyor. 4 yılın sonunda buna alışmak olukça zor olacak sanırım. Vizelerde, finallerde, bütlerde ufak bir mola için mutfağa gelip de koyu bir muhabbete dalarak dersi unutmak gibi bir lüksümüz olmayacak artık. Ya da hep birlikte film izlerken kanepeye sığmayınca koca minderi suçlamak… bütün minderler gelebilir artık, koca bir boşluk var kanepede dostlar, yeri hiçbir şekilde dolmayan…tüm gün boyunca hayali kurulan fırında tavuk eve geldiğimizde hala bizi bekliyor olacak, nalet tavuğu bizden başka kimse yemeyecek :) gece erken yattığımda mutfaktan gelen seslere sinirlenip kalkıp kimseye kızamayacağım, ladybug kendi kendine konuşmaya, dedikodu yapmaya başlamadığı sürece… ve daha bir çok şey böyle eksik, böyle sinir bozucu derecede yarım kalacak…

Böyle işte…

30 Mayıs 2011 Pazartesi

lalalalallalaaaaayylalalaaa...

Teoman şarksıydı kulaklarıma ulaşan nağmeler..Nağme dediğime bakmayın siz Teoman hiçbir şey kaybetmedi asi ve rockçu ruhundan :)) Değerli dostunda dediği gibi kendini geliştirmiş Teoman,orkestralar falan..Bir diğeriyse tarzını Tanju Okan'a benzetiyor..Şu bi metre karelik mutfakta ihtisas yaptığımız bir diğer konu da ne biliyor musunuz sevgili dostlar: tabiki " şarkılar"..Daha doğrusu seslendirmelerimizle katlettiğimiz ama söylerken kendimizden geçtiğimiz,bununla yetinmeyip bunu her fırsatta siz değerli dostlarımızla paylaştığımız çok eğlenceli anlar oldu bizim için .. Özlemle arayacağımız öğrencilik yıllarımızın nadide anıları...Bakın gene arabeske bağladım ;) Hayat bizi nerelere sürükleyecek,büyük adamlar mı olacağız bilmiyorum ama bildiğim birşey var ki herşey çok güzeldi..O kadar ki, çabucak geçti işte..Karşımda gene şarkı sözlerini alternatifim.com'dan okuyup bir şarkıyı seslendiren bir grup var ve gözlerim dolu dolu..Şimdi onlara bunu belli etmemeliyim ve onlara katılmalıyım..Ne de olsa hayat devam ediyor değil mi,peeeh.. Son olarak da bir şarkıyla veda ediyorum size.: "Ağla gözlerum ağla bende ağlayacağum ,arkadaşlarum sizden nasil ayrilacağum " ....

16 Mayıs 2011 Pazartesi

canı sıkkın bir kul :/

Arkadaşım sordu neyin var birşeye mi canın sıkıldı?Hayır diye geçiştirmiştim ama cevap veriyorum : Eveet itiraf ediyorum : canım çok sıkkın ! Şu an üstümde en çekilmez halim var herşey canımı sıkacak boyutta..Tek bir sebebi yok, sadece kafama taktığım herşeyi şu an tekrar irdeliyorum tek tek. Uzun bir süredir güzel gitmesi gereken herşeyde bi aksilik beni buluyor. Bu aralarda böyle tüm aksilikler olmasa olmazlar hepsi hepsi işte.. Sanırım yaklaşan sınavlarında üzerimde bıraktığı etki,söylenen sözler, gelecek sıkıntılar bile etkiliyo beni şimdi..yani dostlar halim vahim neden sorusunu değerli arkadaşımın yıllar önce tekrarladığı gibi neden neden neden diye söyleyesim var ve hatta söylüyoruum NEDEN NEDEN NEDEN ?? oooof içim sıkıldı :((

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Saçmalıklardan seçmeler 1 :D

Canlarım, okul bitiyooooor :) Her ne kadar uzatma ihtimalimiz olsa da son 1 ayın içine girmiş bulunmaktayız. Öğrencilik hayatımın son günleri olsa bugünler ne güzel olurdu ahh ahhh :) Yarın hep birlikte Mangan'ın (:D) konserine gitcez. Umuyorum ki yağmur yağmaz. Güzel güzel çıldırırız. :) Yaa karşımdaki arkadaş yüzünden bi türlü kendimi odaklayamadım yazıya. Sürekli bişiler zırvalıyo. Yok ona hiç Ebrular falan kafeye gitmiyomuş gibi geliyomuştaa, onları bi kafeye götürelimmişteee :) Deli yahu :) Bugün kızlarla türkiş marketin kasası kapanmadan 2 dk önce çılgınlar gibi koşturup alışveriş yaptık ve saçma sapan bi film izledik. Ay yazasım kaçtı. Aman kendi blogumuzda saçmalamakta mı yasak. Bana ne yazcam işte. Katlanabilen sonuna kadar okur. Canım sıkıldı. Kızlarda uyudu.. Kaç kere dördüncü sınıf olcaz ki. Cuma günü sınıftaki kızlarla buluşcaz. çok mutluyuz. Biz aslında çok çakalız. Tuhafız. Zekiyiz. Seviyorum ben bizi :) Şimdi bi şarkı dinlemek istiyorum.. Sizde dinleyin. "Hiç kimsenin yağmurun bile böyle küçük elleri yoktu...." Ayy herkes bizi seviyoooo ihihihihiihih :D :D
öpüldünüzz :)

10 Mayıs 2011 Salı

al dedi git dedi ne yaparsan yap dedi... :):)

dostlarım.. uzun zaman oldu sizlere burdan seslenmeyeli. her gün bir sürü anlamsız cümle kuruyoruz birbirimize. ama buraya yazınca sanki anlamlı olmalı, mesaj değeri taşımalı, duygusala bağlamalı.... bu akşam saçmalayasım var:) blog saçmalayasım kelimesinin altını çizdi. nesini beğenmedi ki? bence bi yanlışlık yok:) "göresim geldi" bak bunu çizmedi. şimdi evimin oturma odası niyetine kullanılan, mutfak demeye bin şahit isteyen bölümündeyim.. "bu yangın benle ölünceye deekkkkk......" diye bir şarkı dinliyor kızıl saçlı bi arkadaşımız. isim veremiyorum konsepte aykırı olduğu için :) şimdi size diyalogları aktaracağım yetişebildiğim kadarıyla:
uzun saçlı eşek gözlü arkadaş: saksı değilim ben burda! en çok bana soracaksınız.
kızıl saç: güvenemiyorum doğru yapıp yapmadığına dedi. güler olmuyo dedi. onunla çalışmıcam tarzında bişe dedi. ondan sonra bugün ben şey dedim. yanaş dedim oraya geçemem dedim. yok dedi sen geç dedi... neden abartıyorsunuz ayıp oluyor dedim. bilmediğin şeyler var dedi. eeee dedi şimdi dedi okul bitiyo dedi.. ( aayyy çok güldüm.. :) .... )
turuncu kafa: (10 dakikadır bekliyorum bişey demiyo. dediği ilk şeyi yazıcam :) .... ) şimdi de diyoruz geri zekalııııı :):)

25 Nisan 2011 Pazartesi

Bu Günü Üç Güzel Bir Şarkıyla Kutlayalım

Hadise-Burjuva



Sinan Akçıl-Hande Yener--Atma



Kolpa-Son Nefesim


Keyifle Dinleyin. Görüşmek Üzere....:)

17 Şubat 2011 Perşembe

bir gün...

Gece birde dostlarını minicik,ama sohbeti tatlı mekanımız mutfakta sabah on çeyrekteki derse gidebilmek için bırakmak zaten kötü bir şeydi..Sabah yatağımdan kalktım,ne giyineceğime karar verdim makyajımı yaptım ve istemeye istemeye okula gittim.Çünkü yalnızdım.Bu çok sıkıcı ve çekilemez bir şey inanın bana.Evet evet bu aslında kendimde ' yalnızlık fobisi ' diye adlandırdığım bir şey..Ama sonra dedim ki okulda yalnız değilim ya..Kantine girdim,etrafıma bakındım, bir poğaça bir su dedim..Bir ümit dedim bizim sınıftan samimi olduğum biri çıkar diye tekrar bakındım etrafıma ve EVET YALNIZDIIM .. Çaresizce sınıfa çıktım.. Ders,ara falan derken 14 kişiyle ve yalnızlığımla öğle arasını getirdim..Evet dedim şimdi kantine gidip önce boş bir masa bulmalıyım,buldum..Telefonumu çıkardım ve beni yalnızlığımdan kurtaracak dostumu aramışım..1 2 derken yok ulaşamıyorum..Telefonu cebinde ne diye taşırsa canım arkadaşım ! Mesaj attım bu seferde,ama yok cevap yok..Bir diğer dostumu aradım,uyuyomuş..Diğerini aradım çarşıya çıkma planımızı gerçekleştirmek için,uyuyormuş !! İyi dedim yalnızlığım,bugün benim dostum ol madem..Ama yok kabullenemedim ve kaçınılmaz son :dersten kaçtım..Eve geldim..Sessiz evim ve yalnızlığım..Of dedim yeter.. Ve o sırada bilgisayarımı açtım derken , aç mısın dedi dostum hadi gel kahvaltı yapalım..Evet dedim yalnızlığım şimdi DEFOL :)Sonrasında bir otobüs,üç kız,bir Samsun,bir çarşı,bir ayakkabı,bir gömlek,bir Gırgır,bir muhabbet ve eve dönüş.. Otobüsteyiz o da ne bir reklam Gofredooo !! O bizim olmalı. Türkiş market sağolsun sadece bi gofredo değil marketi aldık geldik eve..Sonrası mı sonrası mutfağımızda kalması gereken küçük bir sır... ;)

16 Şubat 2011 Çarşamba

Garip bir Gün

     Bu yazıyı okuduktan sonra sizden bişey yapmanızı isteyeceğim. Lütfen yapın, çok hoşunuza gidecek. Önce geçmişi yazıya dökelim unutulmadan...
     Bugün durgunum biraz. Nedeni bilmiyorum ama öyleyim. Bu dorgunluktu belki yüzümde bir gülemseye sebeb olacak neden... İnternette dolaşırken hiç beklemediğim bir video karşıma çıktı. Zihnimin hiç aramadığı fahat bilinçaltımın hararetle istediği -şu an farkına vardım- bir video. Sonra düşündüm bugün bir işim olsa, dışarıda olsam veya herhangi bir nedenden dolayı bilgisayar başında olmasam, veya bilgisayar başında olsam da internette gezinmesem veya bu video karşıma çıkmasa, gerçekten bu günün bana en ufak bir katkısı olmayacaktı...
     Şiirin sesi gelince kulaklarıma ve beynim yorumlayınca bu sesi ve kalbe düşünce hüzün, kalp de dillendi bügün... Bir başka sevdim bugün şiiri...Benim yapmadığım bir şeyi şiir yaptı bugün kuytu köşesinden çıkıp; "ruhumu dinlendirdi". Her gün yorulunca bedenler koşar yatağa hızlıca. Bide nazlıdır ki beden sıcak döşek arar. Bulamayınca arar durur rahat bir konak. Bulmazsan harap eder seni, yıkar perişan eder. Bide bedenin hapsettiği - kafesinde- ruh vardır. Esirdir. Unutur onu insan. Yerden yere vurur da, "ah" demez ruh... Boynu bükük köşesine çekilmiştir biçare...
      Bir şiir dinledim ki bugün yüreğim titredi. Bir şiir dinledim ki bugün kafesimin kapaları aralandı. Dinlendi ruhum nihayet uzun bir yorgunluktan sonra. Teşekkür etti belki de bilmem, bilmem ne fısıldadı kalbime ama yüzümdeki bu gülümseme bilirim ki ondan ötürü.
      Bir şiir dinledim ki bugün, çok mu farklıydı diğerlerinden, yok hayır. Ne anlatıyodu yazarı kimdi, inan ki hatırlamıyorum. Ama yakaladı bir yerimden. Çok mu duyguluydu bilmem ama tam zamanında çaldı kapımı ben sigarının dumanını seyre dalarken. Sigara dumanını izliyordum evet, dumanın elindeki görülmez kalemin boşlukta yarattiği şekilleri izliyordum. Ve yanda bu şiir. Ne güzel bir andı bilemezsiniz. O anda bir sıgara dumanı olmak isterdim elbet. Bolukta süzülmek hiç bir şeye aldırmadan, hiç bir dala konmadan uçmak ve yok olmak.
Ruhum dinlendi bugün bir şiirle. Bedenim kıskandı onu delice...Aynı şeyi sizin de yapmanızı istiyorum. Bunu nasıl yaparsınız bilmem ama ne olur yapın. Sağlıcakla kalın. :)

O şiir,
Ihlamurlar çiçek açtıgı zaman
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ay şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta, hayta yürümeden
Geleceğim diyorum geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Beklesen de olur beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüdü ankaydın elim tüylerine değdi
Sevda duvarını aştım sendeki bu tılsım neydi
Başka bir gezegenden de olsa dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem ne olur takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Eski dikişler sökülürde kanama başlarda yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde kesin takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Bak işte notalar karıştı ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır yağmursa arsız
Hey benim alfabemdeki kadim elif
Ne güzellik ne da tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman

Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadığım, sadığım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerler geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bahattin KARAKOÇ

İbrahim SADRİ'nın sesinden dinlemek için TIKLA.

yeni bir başlangıç :)

bir yerlere bir şeyler yazma isteğinin, içindekilerini,dökmenin yeni yöntemi gelişen teknolojinin ürünü bloglar..açıkça söylemeliyim ki dostlar yaşar şarkıları eşliğinde bir kalem bir kağıdıın hislerime tercüman olduğu anların bana verdiği keyif tarif edilemez..ama net ortamındaki bu sanal mektup olayına da yavaş yavaş alışmış bulunmaktayım ya da zorundayım..ee mesafeler,zaman ve tabiki çok değerli kurumumz sayın ptt nin mektubu sahibine ulaştırmadaki üstün başarısını da ele alırsak bize sunulan bu imkanların kıymetini bilmeliyiz :) söze bloglarla başlamış olsamda asıl gayem incelikle düşünülmüş bu dost günlüğünün bir köşesinde ufak bir süsüm olmasını istemem..çok arkadaşım oldu daha bi veletken sokakta,komşulukta,misafirlikte,okulda,yolda,yolculukta,markette,tesadüfen tanıştığım yüzlerce arkadaşım oldu..kimisiyle tanıştım,konştum ,ama bi daha karşılaşmadım,ilişkim oracıkta bitti..kimisini belki dostum diye saydığım bile olmuştur,ama dostluğun kardeşlik,aile ve kan bağından da ötesi bir şey olduğunu gerçekten bu vasıflara sahip olduğum insanlarla tanışınca,kaynaşınca anladım..üzüldüm,ağladım,güldüm,rezil oldum,rezil ettim,hasta oldum,bezdim,kızdım,sinirlendim,aşık oldum,hayal kırıklığına uğradım,uğrattım da belki de,sınavı geçtim,kaldım,yemek yaptım,yedim hepsinde her yerde vardınız..hep var olun, var olun ki bu zinciri uzatayım....

15 Şubat 2011 Salı

Biz

Geçenlerde lise arkadaşımız Fatma ile buluştuk. Güzel bir buluşma oldu. Fatma'yı uzun zamandır görmemiştik. Sohbet ettik hoşça vakit geçirdik. Liseden, eskilerden ve tabi ki yeni hayatlarımızdan konuştuk. İşte o an durup baktım bize, karşımızda 8 senedir hayatımızda olan bir arkadaşımız duruyordu ve bizler onun hayatını dinlerken kendi hayatımızı hep beraber dile döküyorduk. Biri bir şey söylerken diğeri konunun devamını dile getiriyordu. Ve o an Fatma'nın bizden farkı ne diye düşündüm. O da bizimleydi. O da bizle aynı sıralarda ders çalışmış, aynı sınavlara girmiş, aynı yüzleri görmüş, aynı sesleri duymuştu. Ama hayat onu bambaşka bir yere sürüklerken bizleri yine bir arada göndermişti Samsun'a. İşte o zaman anladım ne kadar şanslı olduğumuzu. Aynı yerde olduğumuzu öğrenince ne kadar şanslısınız diyenlere hep hayır bu şans değil biz böyle olmasını istedik ve böyle oldu dediğim zamanları düşündüm. Onlar haklıydı. Biz şanslıyız. Çünkü birbirimizi bırakmayacak cesarete sahiptik. Biz, bizi başka herşeyden öte bir yere koyup, bize inanıp beraber olmayı seçtik. Daha iyi bir üniversite, daha iyi bir şehir, daha iyi bir eğitim peşinde olmadık. Bize onlardan daha çok önem verip yeryüzünde en iyi üniversitelerde, en gelişmiş şehirlerde yaşayan insanlardan daha önemli bir şeye sahip olduk: birbirimize. Ne mutlu bize ki kader bizi bir araya getirdi ve ne mutlu bize ki kolay yolu seçip hayatın bizi sürüklemesine izin vermedik ya da sürüklenirken ellerimizi bırakmadık. Hep inanmıştım özel olduğuma, farklı olduğuma. Evet bu biraz kendini beğenmişlik, bencillik belki ama artık biliyorum ki özelim. Farklıyım. Ben olduğum için değil. Beni ben yapan dostlara sahip olduğum için. Ve bu yüzden hepimiz bu çok özel zinciri yaratan çok özel birer parçalarıyız. İnsanın düşünmeden sırtını yaslayabileceği birilerinin olması çok güzelmiş. Ne mutlu ki bana bende tam 8 tane var...
İyi ki varsınız... En mutsuz olduğum, gözümde yaşlar olduğu zamanlarda bile beni güldürmeyi başarabildiğiniz için, her düştüğümde elinizi uzatacağınızı bildiğim için, yanlışlarımla beni kabul ettiğiniz için, kulağımdan şen kahkahalarınızı esirgemediğiniz için, en zor anlarda kulağıma güzel sözlerinizi fısıldadığınız için, sevgilerin en güçlüsünü tattırdığınız için, ama en önemlisi de bana şükretmeyi öğrettiğiniz için, iyi ki varsınız...
Sizi yüreğimin en derin köşesinde bile seviyorum. Acılarımda da, hüzünlerimde de, mutsuzluklarımda da.. Her anda seviyorum.. Ve her gün şükrediyorum. Böyle dostlara sahip olduğum için şükürler olsun Allah'ım. Cansınız.. :)

14 Şubat 2011 Pazartesi

Tatil Günlüğü

Bu günden itibaren en sevdiğim renk beyaz. Bir de yeşilin üstüne gelirse beyaz, o anda anlayın ki cennettesiniz. En güzel tatillerden biriydi bu yarı tatil. Muhteşem bir  yerde dostlarla geçirilen iki muhteşem gün. Bu günden bahsetmeden önce tatili söyle bir özetlemek istiyorum.
Finallerin bitmesiyle rahatlayan zihnin sarhoşluğu pek uzun sürmedi. Kalan dersler, bir kahve etkisi yaratıp zihnimizi yeniden ayılttı. Topladık bavulumuzu ve bütlere koştuk. Sonunda yine mağlup oldum. 2-1 yenildim. Ama olsun Önümüzde güzel günler var. Daha sonra tekrar memlekete... Ve bu yıl yaptığımız en güzel ve mantıklı şey olan Ayder gezisi... Pansiyonumuzu ayarladık ve gerekli izinleri aldık. Bazı gelemeyen arkadaşlarımız oldu, bu bizi üzdü ama, yine de üzüntümüzü üzeremizden attık ve doyasıya eğlendik. :):)
Çantalarımız topladık ve Ayder’e yolculuk başladı. İki araç değiştirdik. İkinci araçta çok eğlendiğimi belirtiyim. Beni yabancı uyruklu zanneden bir insanla ve bunun yanında dokadak - o dokodak diyordu- üyesi olduğumu zanneden insanla yan yana seyahat ettim. Bayağı güldük sizin anlayacağınız. Nihayetinde Ayder’e vardık. Aman Allah'ım - Ingilizce okuyan arkadaşlarım için geliyor. Oh may god!- bu ne güzelliktir yarabbi. Her zamankinin aksine bugün yeşilleri örtmemişti ayder üzerine. Beyazdı bu gün elbisesi. Serpmişti bu güzel, beyaz karları her bir ağaca, her bir eve ince ve özenli bir şekilde...
Selamlayıp ayderi pansiyonumuza gittik. Pansiyon küçük yayla evlerini andırıyordu. Tahtanın kendine has kokusunu kapıyı açar açmaz alıyordunuz. Görevli odalarımızı gösterdi ve odalarımıza gittik. Odalar çok güzeldi yerleştik odalarımıza. Bizim odamız ortak olarak kullanılan salona komşuydu. Akşam yaşanacak olan eğlenceden habersiz, çıktık dışarı...
Pansiyondan çıktık ve bir şeyler yedik, eğlendik ve karın keyfini çıkardık. Akşam olmuştu. Zaman hızlı akıyordu bugün bizim için. Akşama yine açıktık doğal olarak ve yine pansiyonumuzdan çıkıp bir şeyler yedik. Daha sonra biraz oynadık apaçi müziği eşliğinde... :) Daha sonra tekrar pansiyona gittik. Pansiyonumuz çok katlıydı. Her katta odalar ve aynı kata ait bir salon vardı. Bizim bir üst katımızda tulum ve çeşitli çalgılarla müzik yapılmaktaydı ki bu bizi çileden çıkarmaktaydı. Ne olduysa köşelerine çekilmiş olan üst kat sakinleri, teşrif edip yanımıza geldiler. Ve başladı tulum. Küçük bir halkayla başlayan tulum, bir çığ gibi büyüdü ve koskocam bir halka oluştu. -En küçük bir abartma yok- Öyle ki mekân küçüldü gözümüzde, yer açtık tuluma ve bize. Horan vurdurma sırası bize geldiğinde, çıktı gönüllerden destanlar ve yaşanmışlıklar dil ile. Güldük ve eğlendik yine, bir o kadar da yorulduk. Ve uyku çaldığı kapımızı her akşam olduğu gibi. Buyur ettik...
Sabah uyandığımda bir dileğim gerçekleşti. Ayder’de kar yağıyordu. Dün masmaviydi gökyüzü, bugün beyaz. Sanki her halini göstermek istercesine bize Ayder, tüm kozlarını oynuyordu. Birde böyle tanıyın beni ders gibiydi. Bu hali de güzeldi elbet. Hem de çok güzel...
Güneş doğdu battı, gün bitti ve gitme vakti. Ve biz evlerimize gittik. Yine tatilde, arkadaşımızın evine gittik. -ev dubleksti ipucu- Orada da çok güzel zaman geçirdik. Ve bugün yine Samsun’dayım. Bu yazıyı yazıyorum ve bitti son noktayı koyuyorum, ama bundan önce de sizi seviyoreeeeee. :)

3 Şubat 2011 Perşembe

İşte öyle bir şey..

İnsana bazen durup dururken bir yazma isteği gelir ya hani... Yazı yazmayı sevenler (yani aramızdan bazılarının okuduğu o günlük adı verilen şeyleri yazanlar mesela) bilirler bu hissi... Öyle bir his işte birdenbire beliriverdi. Bir kaç gündür sizden uzakta ailemle beraberim. Ve içimde tuhaf bir boşluk var. Hani Samsun'a gittiğimiz ilk sene evde yalnız kaldığımız andan 1 hafta sonra özgürlüğün yarattığı o coşku yerini özleme bırakmıştı ya, içimiz bir tuhaf olmuştu. Eksik gibiydi bir şeyler. Öyle bir boşluk işte. Sanırım aile gibi bir şey olduk. İlginç. Kan bağı olmadan da olabiliyormuş demek ki. Neyse, böyle konuşup keyif kaçıracak değilim. Ayrılıktan falan bahsetmeyeceğim merak etmeyin. :) Birbirimizden kurtulamayacağımızı çoktan kabullendim. :) Bugün sizin için Ayder'de kalmayı planladığımız pansiyonun sahibiyle kavga ettim. Canım çok sıkıldı. Moralim bozuldu. Ama sizlerle beraber olacağım için sanırım bu durumu atlatabilirim...
Bu arada ilk yazıyı yazan sevgili arkadaşım!! Günlük okumak kötü bir şeydir ama okuduğunu herkese açık bir internet sayfasında açıklamak daha da kötüdür! Bunun için seni asla affetmeyeceğimi bilmeni isterim. Çiyan seni.. Az önce çok tatlı bir film izledim adı da Üzgünüm ama seni seviyorum'du. İzleyin bence, kızlar özellikle siz. :) 2oo8 yapımı İtalyan filmi. Neyse benden bu kadar kardeşim bana kocaman bir fındıklı çukulata almış onu yemem gerek. :D
Seviliyorsunuz... ;)

1 Şubat 2011 Salı

karlı geceden notlar....

tatili hiç sevmedim:( unutmuşum zaten nasıl bir şey olduğunu, yabancı geldi:) alışmışım yıllardır yarıyıl tatilini bütlerde geçirmeye diyeceğim ve siz de şıp diye anlayacaksınız kim olduğumu:) olsun varsın anlayın.. zaten saklı olması lazım gelen nicklerimiz ortaya çıkmış durumda.. neyse dostlarım.... ne diyordum.. tatil sıkıcı geçiyor. günlüğümü bile samsunda unuttum yazacak bir şeyler ararken dost günlüğümüzü hatırladım veeee neden olmasın dedim:) evet neden olmasındı....:D perşembe günü rizeye geleceksiniz.. cumartesi de kardanadam şenliklerine katılmak üzere aydere gideceğiz... orada donma ihtimalimiz var elbette. bir arkadaşımız ayarlayacak güyyaaa hala haber yok!! ama olsun biz neleri atlattık değil mi... biz ki anadolunun yüce dağı olan ılgaza kazasız belasız varmış insanlarız.. ama insan belasını bu kadar ararsa allah ne yapsın:D neyse evrene negatif düşünce gçndermeyeceğim.. size güveniyorum... sizleri seviyorum.. çok saçmaladığım için merak edenlere belirtmek isterim ki kafam güzel değil:D:D:

25 Ocak 2011 Salı

Facebook Diyolagları

İki arkadaşımın facebook atışmalarını yayınlıyorum. Yıllar sonra hatırlanması dileğiyle... Hiç değiştirmeden kopyala yapıştır yapıyorum :)

#Sabahın erken saatlerinde uyanıp, dişçiye gidip, saatlerce fil çektirme vs. gibi teferruatlarla uğraştıktan sonra bunları esen rüzgara kaptırıp aslında içinde varolan dişçi korkusunu "filmlerim uçtu" yalanına bağlayıp eve dönen arkadaşım...

#
Ellerinin durup dururken morarmasını kafaya takıp acile gitmeye karar veren,ama aslında bunun sebebinin adi bir kot pantolondan kaynaklandığını farkeden saf arkadaşım :)

#
Erkeklerden dayak yemeye daha ilkokul sıralarındayken elektrik kablosuyla dövülerek başlayan arkadaşım mı deseydim....

#
Okullardaki şiddet geçmişimiz benzer sanırım..malum ben arkadaşlarımı çıldırtmışım sense biricik resim hocanı ve sayende bir iş eğitimi laboratuvarı darma duman oldu ve yüzünün haliniii ise paylaşamıyoruum bile :)

#
Şiddete uğrayışımız benzer; fakat şiddete başvuruşumuz kıyaslanamaz bile.. ben karıncayı bile incitemeyecek kadar yufka kalpli sense arkadaşının gıcırdattığı kapıya sinir olup onu camdan atma teşebbüsünde bulunan fakat başarılı olamayıp yalnızca bileğinde ölümcül bi kesik bırakmakla yetinen insansın.. tabi aşağıya düşen cam parçalarının birilerini öldürme ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerek...


#
Öyleyse '' aldatmak'' duygusunun nasıl bir duygu olduğunu daha lise yıllarında öğrenmiş biri olaraktan vicdan duygusunun ne demek olduğunu senden öğrenmeyi tercih etmeli miyim bilmiyorum :)

#
Nasıl bir vicdan azabı olduğunu anlatmak isterdim de senin kadar terkedilmişliğin acısını yaşamış bi insana bundan bahsetmek ayıp olur doğrusu.... :):):)

#
Evet senin gibi çok iyi terketmeyi bilemedik,terkettiğimizde de bayram havası gibi rahat huzurlu sessiz sakin günler de geçiremedikk :) :)

#
Terketmeyi bileceksin arkadaşım.. bu öyle kaşlarını ters V şekline sokup "hepimiz kardeşiz, bu öfke ne diye.... dağlar oy oy oy" diye ağlamaya benzemez :D:D


Güzel günler bizimle olsun. :) Bir dost...

19 Ocak 2011 Çarşamba

Anı Defterimiz

Her şey bir arkadaşımın günlüğünü okumamla başladı. O kadar güzel bir duyguydu ki size anlatamam. Hani elinizde sürükleyici bir roman olur ve siz bu romanı bırakmak istemezsiniz. İşte bu anı defteri de beni bu şekilde içine çekti. O gün anladım ki insan sadece geleceğini merak etmiyor, geçmişini de öğrenmek istiyormuş. Şimdi bazı dostlarımın bunu okurken "Geçmiş merak edilmez." dediklerini duyar gibi oluyorum. Ama unutulan geçmişin gelecekten ne farkı vardır ki. İkisi de bilinmeyen değil midir? Bu yüzden de ikisi de merak edilmez mi?
İnsanın geçmişini okuması gerçekten de çok garip bir duygu... Mesela geçmişte ettiğiniz bir felsefik bir cümleyi öğreniyorsunuz. Bunu ben demedim diyorsunuz ama yazılı kaynaklar var. Evet siz yazmışsınız ve ya söylemişsiniz. Ve bu anıları sizin için saklayan biri var. Sizin anınızı sizin için saklayan biri. Ve hayrete düşüyorsunuz...
Dostlarımla 2 metrekare alanda geçmişe daldık. Ve o arada cilt cilt anı defterleri bulunduğumuz odaya geldi. Bir şeyler okuduk ve doyasıya güldük. Ama neye güldük biliyor musunuz, sadece anı defterlerinin sahibinin okuduğu şeylere... İşte o gün böyle bir şey yapmaya karar verdim. Herkesin girip okuyabileceği ama anlam veremeyeceği, sadece bizim yazıp anlayabileceğimiz, herkese açık (sadece bize açık) bir sayfa... Bu nedenle yazılarımızda asla isim kullanmayacağız. Yazılarımızda o gün ne yaptığımızı, neler yaşadığımızı, ilginç olayları, durumları şiirleri, olayları paylaşacağız. Böylece yıllar sonra karanlıkta kalan ve unutulan bu güzel ve mutlu günlere, bu yazılarımız ışık olacak. Belki buraya yazmamız, bir ay kadar sürer. Belki bir yıl, belki de ömrümüz boyunca yazarız. Ne kadar sürerse sürsün, ama bize geçmişi hatırlatsın bu yeter.
Şimdi diyebilirsiniz ki isim olmadan biz kimin ne yazdığını nereden bileceğiz. Size cevabım açıktır. Gerçek dosta isim gerekmez. O dostu kör karanlıklarda bile tanır. Tanımayansa bizden değildir. :)
Bu serüvene 8 kişi başlıyoruz. Aramıza katılacak dostlarımızı da bekliyoruz. An itibariyle yazıyı paylaşıyorum ve Facebook adreslerinize adresi yolluyorum. Sağlıcakla kalın. Bir dost :)