15 Aralık 2011 Perşembe
yazma diyeydin...
1 Aralık 2011 Perşembe
bu yazının bi başlığı yooookkk :)
22 Kasım 2011 Salı
20 Ağustos 2011 Cumartesi
10 Ağustos 2011 Çarşamba
WTF?? :)
13 Haziran 2011 Pazartesi
polyanna'yı getirin bana :)
Çok sevgili günlük dostları…Tam ilham perilerimin beynime üşüştüğü anda günlüğümüz kapatılınca bu blogda bir iz bırakamadan göçüp gidecem diye çok korktuydum…bana yeni ilham perilerine mal olan ilk yazımı, çalışmam gereken zorlu bir büt öncesi yazma ihtiyacı duydum, acep nedendir ? :) şahsen vicdanımın sızlayan yaralarına pansuman yapmak amacıyla notlarımı yanımda bulunduruyorum. Tabi bazılarının vicdanında herhangi bir hasar oluşmadığı için pansumana da ihtiyaç duymuyorlar, heyursuz evlatlar siziii :)
Neyse, saçma sapan da olsa bişeyler yazmam lazım şu nalet bloğa" Lanet blog mu?". O yüzden başlıyorum,kemerlerinizi takınız lütfen:) her son bir başlangıçtır dostlarım, bunu bizden iyi kimse bilemez sanırım. Lisenin sonlarına yaklaşırken ki halimizi hatırlıyorum da sumukli sumukli, o neydi yahu :) hepimizi sarıp sarmalayan ayrılık korkusu, unutulmamak için sayfalar dolusu yazılan yazılar… şimdi de etrafımızı saran ayrılık bulutlarını ellerimizle savuşturuyoruz, şahsen ben öyle yapıyorum. Sayın ladybug o bulutun içinde gözyaşlarına boğulmaktan kendini alamıyor, suçu buluta atıyor. Bense kaçınılmaz sonu birazcık geciktiriyorum, her zamanki gibi…şimdiden dertlenmenin alemi yok, zamanı gelince bende bulutu suçlarım :) son günlerde keyifli bir telaşın içindeydik, mezuniyet, misafirler derken bir şeylerin bittiğinin farkına da varamadık pek. Mecazi bir bitiş bahsettiğim, yoksa sonlarla işimiz olmaz bizim. Her zaman olduğu gibi güzel başlangıçlar yapmayı, bağları güçlendirmeyi iyi biliriz. O yüzden hüznüm, telaşım, gözyaşım azalıyor, biliyorum ki hiçbir şey bitmiyor. Ama bu bilinç durumu, yaklaşan vedaların yüzümüze tokat gibi çarpmasını da engellemiyor. 4 yılın sonunda buna alışmak olukça zor olacak sanırım. Vizelerde, finallerde, bütlerde ufak bir mola için mutfağa gelip de koyu bir muhabbete dalarak dersi unutmak gibi bir lüksümüz olmayacak artık. Ya da hep birlikte film izlerken kanepeye sığmayınca koca minderi suçlamak… bütün minderler gelebilir artık, koca bir boşluk var kanepede dostlar, yeri hiçbir şekilde dolmayan…tüm gün boyunca hayali kurulan fırında tavuk eve geldiğimizde hala bizi bekliyor olacak, nalet tavuğu bizden başka kimse yemeyecek :) gece erken yattığımda mutfaktan gelen seslere sinirlenip kalkıp kimseye kızamayacağım, ladybug kendi kendine konuşmaya, dedikodu yapmaya başlamadığı sürece… ve daha bir çok şey böyle eksik, böyle sinir bozucu derecede yarım kalacak…
Böyle işte…
30 Mayıs 2011 Pazartesi
lalalalallalaaaaayylalalaaa...
16 Mayıs 2011 Pazartesi
canı sıkkın bir kul :/
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Saçmalıklardan seçmeler 1 :D
10 Mayıs 2011 Salı
al dedi git dedi ne yaparsan yap dedi... :):)
25 Nisan 2011 Pazartesi
Bu Günü Üç Güzel Bir Şarkıyla Kutlayalım
Sinan Akçıl-Hande Yener--Atma
Kolpa-Son Nefesim
Keyifle Dinleyin. Görüşmek Üzere....:)
17 Şubat 2011 Perşembe
bir gün...
16 Şubat 2011 Çarşamba
Garip bir Gün
Bugün durgunum biraz. Nedeni bilmiyorum ama öyleyim. Bu dorgunluktu belki yüzümde bir gülemseye sebeb olacak neden... İnternette dolaşırken hiç beklemediğim bir video karşıma çıktı. Zihnimin hiç aramadığı fahat bilinçaltımın hararetle istediği -şu an farkına vardım- bir video. Sonra düşündüm bugün bir işim olsa, dışarıda olsam veya herhangi bir nedenden dolayı bilgisayar başında olmasam, veya bilgisayar başında olsam da internette gezinmesem veya bu video karşıma çıkmasa, gerçekten bu günün bana en ufak bir katkısı olmayacaktı...
Şiirin sesi gelince kulaklarıma ve beynim yorumlayınca bu sesi ve kalbe düşünce hüzün, kalp de dillendi bügün... Bir başka sevdim bugün şiiri...Benim yapmadığım bir şeyi şiir yaptı bugün kuytu köşesinden çıkıp; "ruhumu dinlendirdi". Her gün yorulunca bedenler koşar yatağa hızlıca. Bide nazlıdır ki beden sıcak döşek arar. Bulamayınca arar durur rahat bir konak. Bulmazsan harap eder seni, yıkar perişan eder. Bide bedenin hapsettiği - kafesinde- ruh vardır. Esirdir. Unutur onu insan. Yerden yere vurur da, "ah" demez ruh... Boynu bükük köşesine çekilmiştir biçare...
Bir şiir dinledim ki bugün yüreğim titredi. Bir şiir dinledim ki bugün kafesimin kapaları aralandı. Dinlendi ruhum nihayet uzun bir yorgunluktan sonra. Teşekkür etti belki de bilmem, bilmem ne fısıldadı kalbime ama yüzümdeki bu gülümseme bilirim ki ondan ötürü.
Bir şiir dinledim ki bugün, çok mu farklıydı diğerlerinden, yok hayır. Ne anlatıyodu yazarı kimdi, inan ki hatırlamıyorum. Ama yakaladı bir yerimden. Çok mu duyguluydu bilmem ama tam zamanında çaldı kapımı ben sigarının dumanını seyre dalarken. Sigara dumanını izliyordum evet, dumanın elindeki görülmez kalemin boşlukta yarattiği şekilleri izliyordum. Ve yanda bu şiir. Ne güzel bir andı bilemezsiniz. O anda bir sıgara dumanı olmak isterdim elbet. Bolukta süzülmek hiç bir şeye aldırmadan, hiç bir dala konmadan uçmak ve yok olmak.
Ruhum dinlendi bugün bir şiirle. Bedenim kıskandı onu delice...Aynı şeyi sizin de yapmanızı istiyorum. Bunu nasıl yaparsınız bilmem ama ne olur yapın. Sağlıcakla kalın. :)
O şiir,
Ihlamurlar çiçek açtıgı zaman
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ay şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta, hayta yürümeden
Geleceğim diyorum geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Beklesen de olur beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüdü ankaydın elim tüylerine değdi
Sevda duvarını aştım sendeki bu tılsım neydi
Başka bir gezegenden de olsa dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem ne olur takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Eski dikişler sökülürde kanama başlarda yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde kesin takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bak işte notalar karıştı ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır yağmursa arsız
Hey benim alfabemdeki kadim elif
Ne güzellik ne da tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadığım, sadığım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerler geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bahattin KARAKOÇ
İbrahim SADRİ'nın sesinden dinlemek için TIKLA.
yeni bir başlangıç :)
15 Şubat 2011 Salı
Biz
14 Şubat 2011 Pazartesi
Tatil Günlüğü
3 Şubat 2011 Perşembe
İşte öyle bir şey..
1 Şubat 2011 Salı
karlı geceden notlar....
25 Ocak 2011 Salı
Facebook Diyolagları
#Sabahın erken saatlerinde uyanıp, dişçiye gidip, saatlerce fil çektirme vs. gibi teferruatlarla uğraştıktan sonra bunları esen rüzgara kaptırıp aslında içinde varolan dişçi korkusunu "filmlerim uçtu" yalanına bağlayıp eve dönen arkadaşım...
#
Ellerinin durup dururken morarmasını kafaya takıp acile gitmeye karar veren,ama aslında bunun sebebinin adi bir kot pantolondan kaynaklandığını farkeden saf arkadaşım :)
#
Erkeklerden dayak yemeye daha ilkokul sıralarındayken elektrik kablosuyla dövülerek başlayan arkadaşım mı deseydim....
#
Okullardaki şiddet geçmişimiz benzer sanırım..malum ben arkadaşlarımı çıldırtmışım sense biricik resim hocanı ve sayende bir iş eğitimi laboratuvarı darma duman oldu ve yüzünün haliniii ise paylaşamıyoruum bile :)
#
Şiddete uğrayışımız benzer; fakat şiddete başvuruşumuz kıyaslanamaz bile.. ben karıncayı bile incitemeyecek kadar yufka kalpli sense arkadaşının gıcırdattığı kapıya sinir olup onu camdan atma teşebbüsünde bulunan fakat başarılı olamayıp yalnızca bileğinde ölümcül bi kesik bırakmakla yetinen insansın.. tabi aşağıya düşen cam parçalarının birilerini öldürme ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerek...
#
Öyleyse '' aldatmak'' duygusunun nasıl bir duygu olduğunu daha lise yıllarında öğrenmiş biri olaraktan vicdan duygusunun ne demek olduğunu senden öğrenmeyi tercih etmeli miyim bilmiyorum :)
#
Nasıl bir vicdan azabı olduğunu anlatmak isterdim de senin kadar terkedilmişliğin acısını yaşamış bi insana bundan bahsetmek ayıp olur doğrusu.... :):):)
#
Evet senin gibi çok iyi terketmeyi bilemedik,terkettiğimizde de bayram havası gibi rahat huzurlu sessiz sakin günler de geçiremedikk :) :)
#
Terketmeyi bileceksin arkadaşım.. bu öyle kaşlarını ters V şekline sokup "hepimiz kardeşiz, bu öfke ne diye.... dağlar oy oy oy" diye ağlamaya benzemez :D:D
Güzel günler bizimle olsun. :) Bir dost...
19 Ocak 2011 Çarşamba
Anı Defterimiz
İnsanın geçmişini okuması gerçekten de çok garip bir duygu... Mesela geçmişte ettiğiniz bir felsefik bir cümleyi öğreniyorsunuz. Bunu ben demedim diyorsunuz ama yazılı kaynaklar var. Evet siz yazmışsınız ve ya söylemişsiniz. Ve bu anıları sizin için saklayan biri var. Sizin anınızı sizin için saklayan biri. Ve hayrete düşüyorsunuz...
Dostlarımla 2 metrekare alanda geçmişe daldık. Ve o arada cilt cilt anı defterleri bulunduğumuz odaya geldi. Bir şeyler okuduk ve doyasıya güldük. Ama neye güldük biliyor musunuz, sadece anı defterlerinin sahibinin okuduğu şeylere... İşte o gün böyle bir şey yapmaya karar verdim. Herkesin girip okuyabileceği ama anlam veremeyeceği, sadece bizim yazıp anlayabileceğimiz, herkese açık (sadece bize açık) bir sayfa... Bu nedenle yazılarımızda asla isim kullanmayacağız. Yazılarımızda o gün ne yaptığımızı, neler yaşadığımızı, ilginç olayları, durumları şiirleri, olayları paylaşacağız. Böylece yıllar sonra karanlıkta kalan ve unutulan bu güzel ve mutlu günlere, bu yazılarımız ışık olacak. Belki buraya yazmamız, bir ay kadar sürer. Belki bir yıl, belki de ömrümüz boyunca yazarız. Ne kadar sürerse sürsün, ama bize geçmişi hatırlatsın bu yeter.
Şimdi diyebilirsiniz ki isim olmadan biz kimin ne yazdığını nereden bileceğiz. Size cevabım açıktır. Gerçek dosta isim gerekmez. O dostu kör karanlıklarda bile tanır. Tanımayansa bizden değildir. :)
Bu serüvene 8 kişi başlıyoruz. Aramıza katılacak dostlarımızı da bekliyoruz. An itibariyle yazıyı paylaşıyorum ve Facebook adreslerinize adresi yolluyorum. Sağlıcakla kalın. Bir dost :)