10 Nisan 2012 Salı

"ol is vel"

bi yandan da dinleyiverin gari :)


günlük yazmayı hiç beceremem...daha doğrusu içerik olarak pek de adına yakışır bi kullanım sergilemem, genelde benim 'günlük'lerim aylık, 6aylık, yıllık gibidir genellikle.. o yüzden hiç bitmez günlüklerim ve de hep eksik olur. bi heves otururum başına 'lan derim aylardır yazmadım, bak neler neler oldu' ama hiç dolmaz o cümlenin içi. bişeler olmuştur ama ne olmuştur? kimse bilmez ben bile hatırlamam bazen. hep üşenmekten bunlar...öyle hırsla oturuyorum ki başına defterin, öyle öfkeyle, sevgiyle, özlemle, yazıyorum ki sonrası hiç olmuyo, yarıdan sonra ne heves kalıyo ne başka bişey, yoruluyorum, iyi ki yaşamaktan yorulmuyorum..'to be continued' diyorum kalemi bırakıyorum, ama o hikaye hiç devam etmiyo, yeni sayfa yeni yarım kalacak cümleler başlıyo işte..kısaca günlük yazmayı bilmem, sevmem de açıkcası. o ne öyle 'bugün bıdıbıdıbıdı oldu, o vıdıvıdı dedi' zaten içimizden böyle yazan olduğunu da sanmıyorum, nedense genelimizin kalemi sağlam :) tabi içinizde ne fırtınalar kopuyo da ne yazıyonuz bilemem ama :) demem o ki bu günlük başka günlük :) tabi bunu nedense bi ben hissediyomuşum gibi geliyo, çünkü aksini ispat eden bi hareket yok yani. valla açıcam kendime özel blog, takılcam ora gizli gizli uuu :) arada görüyorum yazımı okuyup beğenen adamın biri tivitırdan sesleniyo bana :) püff sor bakiim o adam tivitıra bakar mı? bakarsa ne zaman bakar? neyse efendim gene sitemkar olmaya başladım.
ben buraya ne amaçla geldiydim, nerelere geldim..içim sıkıldıydı bi nefes olsun dedim, derdimi anlatmayı pek sevmem, demiştim daha önce, anlatmadan böyle alttan alttan yazayım bişeler de içimde şişmesin istedim...keşke süper güçlerim olsa. sihir olur, büyü olur, alaaddinin lambası olur, bişe olsun da işte ne olursa olsun. dilediğim zaman dilediğimi yapabilsem, sorunları ortadan kaldırabilsem, hiç bişey içimize dert, sırtımıza yük olmasa...şuan bunları yazıyo oluşum bile evrenin bana nah! deme şekli bence. 'sen bunları anca oraya buraya yazarsın güzelim' demenin kaba şekli işte :) bazı şeyler vardır, böyle kaçsanız ordan, uzaklaşsanız en azından arkanızı dönseniz, herşey hallolacak gibidir, puff! bütün sorunlar bi anda yok oluverecek gibidir. o yüzden kaçarız, yok sayarız, duymayız, görmeyiz ama hep biliriz o sorun ordadır. gözünüzü kapayınca, arkanızı dönünce sorun çözülmüş gibi hissederiz, bu da bize dayanma gücü verir... mi acaba? küçümsemek büyük bi yanılgı olabilir, bu da bize çok pis koyabilir :) ama işin adabını bilmek lazım ukala bi küçümseme, yok sayma olmayacak bu, temkinli olacaksın ki duvarların parçalanmadan bitirebilesin bu işi. ölümden başka herşeyin bi çaresi olduğuna inanan bi insan olduğumdan bu sistemi çok benimsedim. ama iyi ama kötü, bu günlere böyle geldim ulan :) zaman da herşeyin ilacı bi kere, öyle de güzel sarılır ki yaralar varlığını bile unutursun...ama tabi bunu başkalarına anlatmakla benimsetemiyosun, kötüsü bu işte. öyle çaresiz hissettiriyo ki birine 'bekle, bu da geçer, dert etme' demek. içi boş bi teselliden başka bişey değil ki. çünkü o küçümsemeyi ya da yok saymayı beceremiyo, öyle büyüyo ki gözünde sen ne dersen de o yoluna yedi başlı ejderha çıkmışcasına sıkıntılı, ürkek, çaresiz. tüm bu yok sayma martavallarıma rağmen gelip bunları buraya yazıyo oluşum da ayrı bi ironidir gençler. henüz küçümseme-yoksayma evresine geçemediysem demek ki :) neyse o da olacak biliyom. OL İZ VEL !!!