17 Şubat 2011 Perşembe
bir gün...
Gece birde dostlarını minicik,ama sohbeti tatlı mekanımız mutfakta sabah on çeyrekteki derse gidebilmek için bırakmak zaten kötü bir şeydi..Sabah yatağımdan kalktım,ne giyineceğime karar verdim makyajımı yaptım ve istemeye istemeye okula gittim.Çünkü yalnızdım.Bu çok sıkıcı ve çekilemez bir şey inanın bana.Evet evet bu aslında kendimde ' yalnızlık fobisi ' diye adlandırdığım bir şey..Ama sonra dedim ki okulda yalnız değilim ya..Kantine girdim,etrafıma bakındım, bir poğaça bir su dedim..Bir ümit dedim bizim sınıftan samimi olduğum biri çıkar diye tekrar bakındım etrafıma ve EVET YALNIZDIIM .. Çaresizce sınıfa çıktım.. Ders,ara falan derken 14 kişiyle ve yalnızlığımla öğle arasını getirdim..Evet dedim şimdi kantine gidip önce boş bir masa bulmalıyım,buldum..Telefonumu çıkardım ve beni yalnızlığımdan kurtaracak dostumu aramışım..1 2 derken yok ulaşamıyorum..Telefonu cebinde ne diye taşırsa canım arkadaşım ! Mesaj attım bu seferde,ama yok cevap yok..Bir diğer dostumu aradım,uyuyomuş..Diğerini aradım çarşıya çıkma planımızı gerçekleştirmek için,uyuyormuş !! İyi dedim yalnızlığım,bugün benim dostum ol madem..Ama yok kabullenemedim ve kaçınılmaz son :dersten kaçtım..Eve geldim..Sessiz evim ve yalnızlığım..Of dedim yeter.. Ve o sırada bilgisayarımı açtım derken , aç mısın dedi dostum hadi gel kahvaltı yapalım..Evet dedim yalnızlığım şimdi DEFOL :)Sonrasında bir otobüs,üç kız,bir Samsun,bir çarşı,bir ayakkabı,bir gömlek,bir Gırgır,bir muhabbet ve eve dönüş.. Otobüsteyiz o da ne bir reklam Gofredooo !! O bizim olmalı. Türkiş market sağolsun sadece bi gofredo değil marketi aldık geldik eve..Sonrası mı sonrası mutfağımızda kalması gereken küçük bir sır... ;)
16 Şubat 2011 Çarşamba
Garip bir Gün
Bu yazıyı okuduktan sonra sizden bişey yapmanızı isteyeceğim. Lütfen yapın, çok hoşunuza gidecek. Önce geçmişi yazıya dökelim unutulmadan...
Bugün durgunum biraz. Nedeni bilmiyorum ama öyleyim. Bu dorgunluktu belki yüzümde bir gülemseye sebeb olacak neden... İnternette dolaşırken hiç beklemediğim bir video karşıma çıktı. Zihnimin hiç aramadığı fahat bilinçaltımın hararetle istediği -şu an farkına vardım- bir video. Sonra düşündüm bugün bir işim olsa, dışarıda olsam veya herhangi bir nedenden dolayı bilgisayar başında olmasam, veya bilgisayar başında olsam da internette gezinmesem veya bu video karşıma çıkmasa, gerçekten bu günün bana en ufak bir katkısı olmayacaktı...
Şiirin sesi gelince kulaklarıma ve beynim yorumlayınca bu sesi ve kalbe düşünce hüzün, kalp de dillendi bügün... Bir başka sevdim bugün şiiri...Benim yapmadığım bir şeyi şiir yaptı bugün kuytu köşesinden çıkıp; "ruhumu dinlendirdi". Her gün yorulunca bedenler koşar yatağa hızlıca. Bide nazlıdır ki beden sıcak döşek arar. Bulamayınca arar durur rahat bir konak. Bulmazsan harap eder seni, yıkar perişan eder. Bide bedenin hapsettiği - kafesinde- ruh vardır. Esirdir. Unutur onu insan. Yerden yere vurur da, "ah" demez ruh... Boynu bükük köşesine çekilmiştir biçare...
Bir şiir dinledim ki bugün yüreğim titredi. Bir şiir dinledim ki bugün kafesimin kapaları aralandı. Dinlendi ruhum nihayet uzun bir yorgunluktan sonra. Teşekkür etti belki de bilmem, bilmem ne fısıldadı kalbime ama yüzümdeki bu gülümseme bilirim ki ondan ötürü.
Bir şiir dinledim ki bugün, çok mu farklıydı diğerlerinden, yok hayır. Ne anlatıyodu yazarı kimdi, inan ki hatırlamıyorum. Ama yakaladı bir yerimden. Çok mu duyguluydu bilmem ama tam zamanında çaldı kapımı ben sigarının dumanını seyre dalarken. Sigara dumanını izliyordum evet, dumanın elindeki görülmez kalemin boşlukta yarattiği şekilleri izliyordum. Ve yanda bu şiir. Ne güzel bir andı bilemezsiniz. O anda bir sıgara dumanı olmak isterdim elbet. Bolukta süzülmek hiç bir şeye aldırmadan, hiç bir dala konmadan uçmak ve yok olmak.
Ruhum dinlendi bugün bir şiirle. Bedenim kıskandı onu delice...Aynı şeyi sizin de yapmanızı istiyorum. Bunu nasıl yaparsınız bilmem ama ne olur yapın. Sağlıcakla kalın. :)
O şiir,
Ihlamurlar çiçek açtıgı zaman
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ay şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta, hayta yürümeden
Geleceğim diyorum geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Beklesen de olur beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüdü ankaydın elim tüylerine değdi
Sevda duvarını aştım sendeki bu tılsım neydi
Başka bir gezegenden de olsa dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem ne olur takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Eski dikişler sökülürde kanama başlarda yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde kesin takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bak işte notalar karıştı ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır yağmursa arsız
Hey benim alfabemdeki kadim elif
Ne güzellik ne da tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadığım, sadığım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerler geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bahattin KARAKOÇ
İbrahim SADRİ'nın sesinden dinlemek için TIKLA.
Bugün durgunum biraz. Nedeni bilmiyorum ama öyleyim. Bu dorgunluktu belki yüzümde bir gülemseye sebeb olacak neden... İnternette dolaşırken hiç beklemediğim bir video karşıma çıktı. Zihnimin hiç aramadığı fahat bilinçaltımın hararetle istediği -şu an farkına vardım- bir video. Sonra düşündüm bugün bir işim olsa, dışarıda olsam veya herhangi bir nedenden dolayı bilgisayar başında olmasam, veya bilgisayar başında olsam da internette gezinmesem veya bu video karşıma çıkmasa, gerçekten bu günün bana en ufak bir katkısı olmayacaktı...
Şiirin sesi gelince kulaklarıma ve beynim yorumlayınca bu sesi ve kalbe düşünce hüzün, kalp de dillendi bügün... Bir başka sevdim bugün şiiri...Benim yapmadığım bir şeyi şiir yaptı bugün kuytu köşesinden çıkıp; "ruhumu dinlendirdi". Her gün yorulunca bedenler koşar yatağa hızlıca. Bide nazlıdır ki beden sıcak döşek arar. Bulamayınca arar durur rahat bir konak. Bulmazsan harap eder seni, yıkar perişan eder. Bide bedenin hapsettiği - kafesinde- ruh vardır. Esirdir. Unutur onu insan. Yerden yere vurur da, "ah" demez ruh... Boynu bükük köşesine çekilmiştir biçare...
Bir şiir dinledim ki bugün yüreğim titredi. Bir şiir dinledim ki bugün kafesimin kapaları aralandı. Dinlendi ruhum nihayet uzun bir yorgunluktan sonra. Teşekkür etti belki de bilmem, bilmem ne fısıldadı kalbime ama yüzümdeki bu gülümseme bilirim ki ondan ötürü.
Bir şiir dinledim ki bugün, çok mu farklıydı diğerlerinden, yok hayır. Ne anlatıyodu yazarı kimdi, inan ki hatırlamıyorum. Ama yakaladı bir yerimden. Çok mu duyguluydu bilmem ama tam zamanında çaldı kapımı ben sigarının dumanını seyre dalarken. Sigara dumanını izliyordum evet, dumanın elindeki görülmez kalemin boşlukta yarattiği şekilleri izliyordum. Ve yanda bu şiir. Ne güzel bir andı bilemezsiniz. O anda bir sıgara dumanı olmak isterdim elbet. Bolukta süzülmek hiç bir şeye aldırmadan, hiç bir dala konmadan uçmak ve yok olmak.
Ruhum dinlendi bugün bir şiirle. Bedenim kıskandı onu delice...Aynı şeyi sizin de yapmanızı istiyorum. Bunu nasıl yaparsınız bilmem ama ne olur yapın. Sağlıcakla kalın. :)
O şiir,
Ihlamurlar çiçek açtıgı zaman
Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ay şafağa yakın bir mum gibi erimeden
Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden
Bebekler hayta, hayta yürümeden
Geleceğim diyorum geleceğim sana
Ne olur kesin bir takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Beklesen de olur beklemesen de
Ben bir gök kuruşum sırmalı kesende
Gecesi uzun süren karlar buzlar ülkesinde
Hangi ses yürekten çağırırsa beni sana
Geleceğim diyorum takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bu şiir böyle doğarken dost elin elimdeydi
Sen bir zümrüdü ankaydın elim tüylerine değdi
Sevda duvarını aştım sendeki bu tılsım neydi
Başka bir gezegenden de olsa dönüşüm hep sana
Kesin bir gün belirtemem ne olur takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Eski dikişler sökülürde kanama başlarda yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben
Yeter ki bir çağır beni çiçeklendiğin yerden
Gemileri yaksalar da geleceğim sana
On iki ayın birisinde kesin takvim sorma bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bak işte notalar karıştı ezgiler muhalif
Hava kurşun gibi ağır yağmursa arsız
Hey benim alfabemdeki kadim elif
Ne güzellik ne da tat var baharsız
Güzellikleri yaşamak için geleceğim sana
Geleceğim diyorum biraz mühlet tanı bana
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Ben güneş gibi gireceğim dar kapıdan
Kimseye uğramam ben sana uğramadan
Kavlime sadığım, sadığım sana
Takvim sorup hudut çizdirme bana
Ben sana çiçeklerler geleceğim
Ihlamurlar çiçek açtığı zaman
Bahattin KARAKOÇ
İbrahim SADRİ'nın sesinden dinlemek için TIKLA.
yeni bir başlangıç :)
bir yerlere bir şeyler yazma isteğinin, içindekilerini,dökmenin yeni yöntemi gelişen teknolojinin ürünü bloglar..açıkça söylemeliyim ki dostlar yaşar şarkıları eşliğinde bir kalem bir kağıdıın hislerime tercüman olduğu anların bana verdiği keyif tarif edilemez..ama net ortamındaki bu sanal mektup olayına da yavaş yavaş alışmış bulunmaktayım ya da zorundayım..ee mesafeler,zaman ve tabiki çok değerli kurumumz sayın ptt nin mektubu sahibine ulaştırmadaki üstün başarısını da ele alırsak bize sunulan bu imkanların kıymetini bilmeliyiz :) söze bloglarla başlamış olsamda asıl gayem incelikle düşünülmüş bu dost günlüğünün bir köşesinde ufak bir süsüm olmasını istemem..çok arkadaşım oldu daha bi veletken sokakta,komşulukta,misafirlikte,okulda,yolda,yolculukta,markette,tesadüfen tanıştığım yüzlerce arkadaşım oldu..kimisiyle tanıştım,konştum ,ama bi daha karşılaşmadım,ilişkim oracıkta bitti..kimisini belki dostum diye saydığım bile olmuştur,ama dostluğun kardeşlik,aile ve kan bağından da ötesi bir şey olduğunu gerçekten bu vasıflara sahip olduğum insanlarla tanışınca,kaynaşınca anladım..üzüldüm,ağladım,güldüm,rezil oldum,rezil ettim,hasta oldum,bezdim,kızdım,sinirlendim,aşık oldum,hayal kırıklığına uğradım,uğrattım da belki de,sınavı geçtim,kaldım,yemek yaptım,yedim hepsinde her yerde vardınız..hep var olun, var olun ki bu zinciri uzatayım....
15 Şubat 2011 Salı
Biz
Geçenlerde lise arkadaşımız Fatma ile buluştuk. Güzel bir buluşma oldu. Fatma'yı uzun zamandır görmemiştik. Sohbet ettik hoşça vakit geçirdik. Liseden, eskilerden ve tabi ki yeni hayatlarımızdan konuştuk. İşte o an durup baktım bize, karşımızda 8 senedir hayatımızda olan bir arkadaşımız duruyordu ve bizler onun hayatını dinlerken kendi hayatımızı hep beraber dile döküyorduk. Biri bir şey söylerken diğeri konunun devamını dile getiriyordu. Ve o an Fatma'nın bizden farkı ne diye düşündüm. O da bizimleydi. O da bizle aynı sıralarda ders çalışmış, aynı sınavlara girmiş, aynı yüzleri görmüş, aynı sesleri duymuştu. Ama hayat onu bambaşka bir yere sürüklerken bizleri yine bir arada göndermişti Samsun'a. İşte o zaman anladım ne kadar şanslı olduğumuzu. Aynı yerde olduğumuzu öğrenince ne kadar şanslısınız diyenlere hep hayır bu şans değil biz böyle olmasını istedik ve böyle oldu dediğim zamanları düşündüm. Onlar haklıydı. Biz şanslıyız. Çünkü birbirimizi bırakmayacak cesarete sahiptik. Biz, bizi başka herşeyden öte bir yere koyup, bize inanıp beraber olmayı seçtik. Daha iyi bir üniversite, daha iyi bir şehir, daha iyi bir eğitim peşinde olmadık. Bize onlardan daha çok önem verip yeryüzünde en iyi üniversitelerde, en gelişmiş şehirlerde yaşayan insanlardan daha önemli bir şeye sahip olduk: birbirimize. Ne mutlu bize ki kader bizi bir araya getirdi ve ne mutlu bize ki kolay yolu seçip hayatın bizi sürüklemesine izin vermedik ya da sürüklenirken ellerimizi bırakmadık. Hep inanmıştım özel olduğuma, farklı olduğuma. Evet bu biraz kendini beğenmişlik, bencillik belki ama artık biliyorum ki özelim. Farklıyım. Ben olduğum için değil. Beni ben yapan dostlara sahip olduğum için. Ve bu yüzden hepimiz bu çok özel zinciri yaratan çok özel birer parçalarıyız. İnsanın düşünmeden sırtını yaslayabileceği birilerinin olması çok güzelmiş. Ne mutlu ki bana bende tam 8 tane var...
İyi ki varsınız... En mutsuz olduğum, gözümde yaşlar olduğu zamanlarda bile beni güldürmeyi başarabildiğiniz için, her düştüğümde elinizi uzatacağınızı bildiğim için, yanlışlarımla beni kabul ettiğiniz için, kulağımdan şen kahkahalarınızı esirgemediğiniz için, en zor anlarda kulağıma güzel sözlerinizi fısıldadığınız için, sevgilerin en güçlüsünü tattırdığınız için, ama en önemlisi de bana şükretmeyi öğrettiğiniz için, iyi ki varsınız...
Sizi yüreğimin en derin köşesinde bile seviyorum. Acılarımda da, hüzünlerimde de, mutsuzluklarımda da.. Her anda seviyorum.. Ve her gün şükrediyorum. Böyle dostlara sahip olduğum için şükürler olsun Allah'ım. Cansınız.. :)
14 Şubat 2011 Pazartesi
Tatil Günlüğü
Bu günden itibaren en sevdiğim renk beyaz. Bir de yeşilin üstüne gelirse beyaz, o anda anlayın ki cennettesiniz. En güzel tatillerden biriydi bu yarı tatil. Muhteşem bir yerde dostlarla geçirilen iki muhteşem gün. Bu günden bahsetmeden önce tatili söyle bir özetlemek istiyorum.
Finallerin bitmesiyle rahatlayan zihnin sarhoşluğu pek uzun sürmedi. Kalan dersler, bir kahve etkisi yaratıp zihnimizi yeniden ayılttı. Topladık bavulumuzu ve bütlere koştuk. Sonunda yine mağlup oldum. 2-1 yenildim. Ama olsun Önümüzde güzel günler var. Daha sonra tekrar memlekete... Ve bu yıl yaptığımız en güzel ve mantıklı şey olan Ayder gezisi... Pansiyonumuzu ayarladık ve gerekli izinleri aldık. Bazı gelemeyen arkadaşlarımız oldu, bu bizi üzdü ama, yine de üzüntümüzü üzeremizden attık ve doyasıya eğlendik. :):)
Çantalarımız topladık ve Ayder’e yolculuk başladı. İki araç değiştirdik. İkinci araçta çok eğlendiğimi belirtiyim. Beni yabancı uyruklu zanneden bir insanla ve bunun yanında dokadak - o dokodak diyordu- üyesi olduğumu zanneden insanla yan yana seyahat ettim. Bayağı güldük sizin anlayacağınız. Nihayetinde Ayder’e vardık. Aman Allah'ım - Ingilizce okuyan arkadaşlarım için geliyor. Oh may god!- bu ne güzelliktir yarabbi. Her zamankinin aksine bugün yeşilleri örtmemişti ayder üzerine. Beyazdı bu gün elbisesi. Serpmişti bu güzel, beyaz karları her bir ağaca, her bir eve ince ve özenli bir şekilde...
Selamlayıp ayderi pansiyonumuza gittik. Pansiyon küçük yayla evlerini andırıyordu. Tahtanın kendine has kokusunu kapıyı açar açmaz alıyordunuz. Görevli odalarımızı gösterdi ve odalarımıza gittik. Odalar çok güzeldi yerleştik odalarımıza. Bizim odamız ortak olarak kullanılan salona komşuydu. Akşam yaşanacak olan eğlenceden habersiz, çıktık dışarı...
Pansiyondan çıktık ve bir şeyler yedik, eğlendik ve karın keyfini çıkardık. Akşam olmuştu. Zaman hızlı akıyordu bugün bizim için. Akşama yine açıktık doğal olarak ve yine pansiyonumuzdan çıkıp bir şeyler yedik. Daha sonra biraz oynadık apaçi müziği eşliğinde... :) Daha sonra tekrar pansiyona gittik. Pansiyonumuz çok katlıydı. Her katta odalar ve aynı kata ait bir salon vardı. Bizim bir üst katımızda tulum ve çeşitli çalgılarla müzik yapılmaktaydı ki bu bizi çileden çıkarmaktaydı. Ne olduysa köşelerine çekilmiş olan üst kat sakinleri, teşrif edip yanımıza geldiler. Ve başladı tulum. Küçük bir halkayla başlayan tulum, bir çığ gibi büyüdü ve koskocam bir halka oluştu. -En küçük bir abartma yok- Öyle ki mekân küçüldü gözümüzde, yer açtık tuluma ve bize. Horan vurdurma sırası bize geldiğinde, çıktı gönüllerden destanlar ve yaşanmışlıklar dil ile. Güldük ve eğlendik yine, bir o kadar da yorulduk. Ve uyku çaldığı kapımızı her akşam olduğu gibi. Buyur ettik...
Sabah uyandığımda bir dileğim gerçekleşti. Ayder’de kar yağıyordu. Dün masmaviydi gökyüzü, bugün beyaz. Sanki her halini göstermek istercesine bize Ayder, tüm kozlarını oynuyordu. Birde böyle tanıyın beni ders gibiydi. Bu hali de güzeldi elbet. Hem de çok güzel...
Güneş doğdu battı, gün bitti ve gitme vakti. Ve biz evlerimize gittik. Yine tatilde, arkadaşımızın evine gittik. -ev dubleksti ipucu- Orada da çok güzel zaman geçirdik. Ve bugün yine Samsun’dayım. Bu yazıyı yazıyorum ve bitti son noktayı koyuyorum, ama bundan önce de sizi seviyoreeeeee. :)
3 Şubat 2011 Perşembe
İşte öyle bir şey..
İnsana bazen durup dururken bir yazma isteği gelir ya hani... Yazı yazmayı sevenler (yani aramızdan bazılarının okuduğu o günlük adı verilen şeyleri yazanlar mesela) bilirler bu hissi... Öyle bir his işte birdenbire beliriverdi. Bir kaç gündür sizden uzakta ailemle beraberim. Ve içimde tuhaf bir boşluk var. Hani Samsun'a gittiğimiz ilk sene evde yalnız kaldığımız andan 1 hafta sonra özgürlüğün yarattığı o coşku yerini özleme bırakmıştı ya, içimiz bir tuhaf olmuştu. Eksik gibiydi bir şeyler. Öyle bir boşluk işte. Sanırım aile gibi bir şey olduk. İlginç. Kan bağı olmadan da olabiliyormuş demek ki. Neyse, böyle konuşup keyif kaçıracak değilim. Ayrılıktan falan bahsetmeyeceğim merak etmeyin. :) Birbirimizden kurtulamayacağımızı çoktan kabullendim. :) Bugün sizin için Ayder'de kalmayı planladığımız pansiyonun sahibiyle kavga ettim. Canım çok sıkıldı. Moralim bozuldu. Ama sizlerle beraber olacağım için sanırım bu durumu atlatabilirim...
Bu arada ilk yazıyı yazan sevgili arkadaşım!! Günlük okumak kötü bir şeydir ama okuduğunu herkese açık bir internet sayfasında açıklamak daha da kötüdür! Bunun için seni asla affetmeyeceğimi bilmeni isterim. Çiyan seni.. Az önce çok tatlı bir film izledim adı da Üzgünüm ama seni seviyorum'du. İzleyin bence, kızlar özellikle siz. :) 2oo8 yapımı İtalyan filmi. Neyse benden bu kadar kardeşim bana kocaman bir fındıklı çukulata almış onu yemem gerek. :D
Seviliyorsunuz... ;)
1 Şubat 2011 Salı
karlı geceden notlar....
tatili hiç sevmedim:( unutmuşum zaten nasıl bir şey olduğunu, yabancı geldi:) alışmışım yıllardır yarıyıl tatilini bütlerde geçirmeye diyeceğim ve siz de şıp diye anlayacaksınız kim olduğumu:) olsun varsın anlayın.. zaten saklı olması lazım gelen nicklerimiz ortaya çıkmış durumda.. neyse dostlarım.... ne diyordum.. tatil sıkıcı geçiyor. günlüğümü bile samsunda unuttum yazacak bir şeyler ararken dost günlüğümüzü hatırladım veeee neden olmasın dedim:) evet neden olmasındı....:D perşembe günü rizeye geleceksiniz.. cumartesi de kardanadam şenliklerine katılmak üzere aydere gideceğiz... orada donma ihtimalimiz var elbette. bir arkadaşımız ayarlayacak güyyaaa hala haber yok!! ama olsun biz neleri atlattık değil mi... biz ki anadolunun yüce dağı olan ılgaza kazasız belasız varmış insanlarız.. ama insan belasını bu kadar ararsa allah ne yapsın:D neyse evrene negatif düşünce gçndermeyeceğim.. size güveniyorum... sizleri seviyorum.. çok saçmaladığım için merak edenlere belirtmek isterim ki kafam güzel değil:D:D:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)